Menovky

nedeľa 10. apríla 2016

Yoros Castle ... Yoros kalesi

Yoros Castle sits on a hill surrounded by steep bluffs overlooking the Bosphorus. It is just north of a small fishing village called Anadolu Kavağı, on Macar Bay, and the entire area is referred to as Anadolu Kavağı. This section is one of the narrowest stretches of the Bosphorus, and on the opposite shore sits an area called Rumeli Kavağı, which formerly held a fortification similar to Yoros Castle. (Anadolu and Rumeli were Ottoman terms for the Anatolian and European parts of the empire).

Yoros Castle was intermittently occupied throughout the course of the Byzantine Empire. Under the Palaiologos dynasty during the decline of the empire, Yoros Castle was well fortified, as was the Rumeli Kavağı on the opposite side of the Bosphorus. A massive chain could be extended across the Bosphorus between these two points, cutting off the straits to attacking warships, similar to the
 chain across the Golden Horn
which was used to defend Constantinople during the last Ottoman siege by Sultan Mehmed II.  The ruins of the citadel and surrounding walls still exist, though the mosque, most of the towers, and other structures are gone. Yoros Castle and the village of Anadolu Kavağı are a popular day trip from Istanbul. Normally, the site is not supervised and visitors are free to climb all over the ancient walls. However, there are currently archaeological excavations going on and visitors are unable to enter the castle. The military importance of the site cannot be overstated. In fact, much of the area surrounding Yoros Castle is today in the hands of the Turkish military, who have closed off areas to visitors.
The villagers of Anadolu Kavağı historically depended mostly on fishing for income, but it appears some may have acted as 'wreckers'. Turkish rumors report that they would light fires in order to disorient ships and ground them in the narrow straits, seizing their goods. Conversely, many claim that Anadolu Kavağı was also used as a shelter for trade ships against storms, where it is recorded even up to three hundred ships were serviced at a time.
Upon Sultan Mehmed II’s conquest of Constantinople in 1453, the presence of the Genoese at such a strategic location posed a threat to the new Ottoman capital. Within a few years, Sultan Mehmed drove the Genoese out. He then fortified the walls, and constructed a customs office, quarantine, and check point, as well as placing a garrison of troops there. Bayezid II (1481–1512) later added a mosque within the castle walls. Murad IV (1623–1640) refortified Anadolu Kavağı to defend against the fleet. Under Osman III (1754–1757), Yoros Castle was once again refortified. Later, in 1783 Abdülhamid I added more watchtowers. After this period, it gradually fell into disrepair. By the time of the Turkish Republic, the castle was no longer used.
It is a Byzantine ruined castle at the confluence of the Bosphorus and the Black Sea, to the north of Joshua's Hill, in Istanbul, Turkey. It is also commonly referred to as the Genoese Castle, due to Genoa’s possession of it in the mid-15th century.



Doğu Roma zamanından kalma Kalenin kapladığı alan İstanbul çevresindeki diğer bütün kalelerin kapladığı alandan çok daha büyüktür. İç kesimdeki kulelerin bazıları hâlâ iyi durumdadır ve duvarlarda Yunanca yazıtlar göze çarpar. Asya'dan gelen ve Karadeniz üzerinden Akdeniz'e ve Batı Avrupa kıyılarına ulaşan ticaret yolunu, 13. yy.'dan 15.yy.'ın ortalarına kadar ellerinde tutmaya çalışan Cenovalıların birkaç yerde gemilerine sığınak olmak üzere koloniler kurdukları bilinir. Bunlardan bir tanesi Kırım'da, Kefe'de, bir diğeri Anadolu kıyısında Amasra'da, en büyük ve önemlisi ise İstanbul'un karşısında Haliç girişinde, Galata'da idi. Ancak Cenovalılar veya halk dilinde söylendiği gibi Cenevizler, ticaretten başka bir şey düşünmeyen ve yapıcı olmayan bir topluluktu. Bizans'ın en zayıfladığı son yıllarda çok kısa bir süre için bu kaleyi de ele geçirmiş olabilirler. Fakat kalenin esas yapımı Bizans işidir.
Kalenin en yukarı kısmında, heybetli yarım yuvarlak iki burcun arasında, arkadaki araziye açılan bir kapısı vardır. Bu burçların dışarı bakan yüzlerinde işlenmiş salip ve bunun kolları arasında grek yazısı ile Hz. İsa'nın sıfatını ve adını belirten harfler görülür. Aynı girişin iç tarafında ise, yine mermer üzerine işlenmiş bir levha üzerinde takım grek harfleri vardır ki, bunlar ''despot Manuel'in unvan ve adını monogram halindeki harflerle belirtmektedir.
Türk ile

Anadolu Kavağı’nın boğaza nazır tepesinde bulunan Yoros Kalesi, tarihi ve turistik açıdan İstanbul’un en önemli miraslarından biridir.Yoros Kalesi yada Ceneviz Kalesi olarak adlandırılan kale yaklaşık 500 metre uzunluğunda ve 60-130 metre genişliğinde bir alana kurulmuştur.. Yoros Kalesi'nin adını, Yunanca'da dağ, tepe anlamına gelen "oros" kelimesinden almış olabileceği düşünülür. Ancak bu adın "kutsal yer" anlamına gelen Hieron'dan geldiği görüşüde oldukça yaygındır.Antik çağ tanrılarından Zeus'un sıfatı olan "uygun rüzgarlar" anlamına gelen ourios'tan geldiği de iddia ediliyor.
rleyişi sırasında kale fethedilmiş ve buraya bir Osmanlı kuvveti yerleşmiştir. 14. yüzyılın başlarında, 1305'te kale, Şile Kalesi ile birlikte Türklerin eline geçmiş, ancak fazla bir süre elde tutulamamıştır. 1348'den itibaren de, Karadeniz ticaret yolu hakimiyetine sahip bulunan Cenevizliler buraya hakim olurlar. Fakat 14. yüzyılın sonlarında, Boğaziçi'nin Anadolu yakasına tamamen hakim olan Osmanlılar tarafından tekrar fethedilmiştir.
Bilindiği kadarıyla, kalenin içinde yerleşen garnizon ve Türkler için evler yapıldığı gibi, bir de II. Bayezid zamanında cami ile hamam inşa edilmiştir. Bugün bunlardan hiçbir iz yoktur. Kalenin bir duvarının aşağıda boğaz kıyısına kadar indiği anlaşılıyor. En yukarı kısımda ise, bu bölümü ayıran 3 burçlu bir perde duvarı vardır.
Ermeni yazar P. Ğ. İnciciyan, 18. yüzyılın sonları, 19. yüzyılın başlarında Yoros Kalesi içinde 25 evlik bir Türk mahallesi bulunduğunu, ayrıca muhafız olarak bir dizdar idaresinde 20 kişilik bir müfrezenin de burada kaldığını bildiriyor. Yoros Kalesi, 19. yüzyılda bir kez daha terk edildi.
 
Evliya Çelebi ise verdiği bilgilerde kavak kasabasının içinde siyah renkli olan kalenin Yıldırım Han tarafından fethedildiği, Fatih Sultan Mehmed tarafından tamir edilip içine asker konduğu, çevresinin 200 adım ve dört bir yanının kestane ormanı kaplı olduğundan söz ediliyor.
Sarıyer'in tam karşı kıyısında bulunan kale sunduğu muhteşem Karadeniz ve Boğaz manzarasıyla ziyaretçilerini adeta büyülüyor.
Doğudan batıya, 500 metre kadar bir uzunluğu olan Yoros Kalesi, Karadeniz'e paralel olarak araziye yerleşir. Kalenin genişliği 60 - 130 metre arasında değişir. Bu tahkimat, Boğaz tarafında olanı daha alçak iki tepenin üstünü kaplar. Kalenin en güçlü kısmı, yüksek tepenin, doğuya, yani Anadolu'ya bakan tarafıdır. Bu da Yoros Kalesi'nin, Boğaz girişini kontrol etmek kadar, kara tarafından gelecek bir tehlikeyi karşılamak üzere düşünüldüğünü gösteriyor.

Emirgan park

On the shore the Bosphorus in a nice suburb of Emirgan is a beautiful park, probably the largest in Istanbul. It is extend an area of 100 acres and boasts a number of beautiful varied flora and fauna. Young people like to enjoy active recreation here, for children there is a beautiful playground and for those more comfortable benches for a pleasant stay. The park is known for its rich collection of tulips that you can admire in April at the tulip festival. 



During the Byzantine era, the entire area, where is now a parkland, was covered with cypress and known as "Kyparades". Then it was known as "Feridun Bey." In the 17th century, the Ottoman Sultan Murad IV. gave dominion Emir güney Han Safavid Persia Chieftain. The name "Feridun Bey Park" changed to "Emirgûne" . During the time park changed owner several times.




Počas byzantskej éry bola celá oblasť, kde sa dnes rozkladá park, pokrytá cyprusmi a známa ako "Kyparades". Neskôr bola známa ako "Feridun Bey". Po tom, ako v 17. storočí osmanský sultán Murad IV. daroval panstvo Emir güney Han Safavidovi, perzskému vojvodcovi, bol názov "Feridun Bey Park " zmenený na"Emirgûne ".Počas storočí panstvo niekoľkokrát zmenilo majiteľa.


Na brehu Bosporu v peknom predmestí Emirgan sa nachádza krásny park, asi najväčší v Istanbule. Rozprestiera sa na ploche 100 akrov a pýši sa množstvom nádhernej rozmanitej flóry aj fauny. Mladí ľudia sa tu radi oddávajú aktívnemu odpočinku - joggingu, pre deti je tu krásne ihrisko a pre tých pohodlnejších lavičky pre príjemné posedenie. Park je známy svojou bohatou zbierkou tulipánov, ktoré môžete v apríli obdivovať na Tulipánovom festivale.


Emirgân Korusu, İstanbul'da Sarıyer ilçesi'nde yer alan bir korudur. İstanbul Boğazı kıyılarında, Emirgân-İstinye semtleri arasında yer alır. İstanbul Boğazı kıyısında, 47.2 hektarlık bir alanda sırtlar ve yamaçlar üstüne yayılmıştır. Çevresi yüksek duvarlarla çevrilmiş durumdadır.
Koru, 17. yüzyılda Osmanlı padişahı IV. Murad tarafından İranlı Emir Güne Han'a armağan edilmiştir.




Daha önce Feridun Bahçeleri olarak anılan bölge bundan sonra Emirgân Korusu olarak anılmaya başlanmıştır.
Yüzyıllar boyunca pek çok kez el değiştirmiş, Günümüze de ulaşan bu köşkler Sarı Köşk, Pembe Köşk ve Beyaz Köşk olarak adlandırılmaktadır.
2006 yılından itibaren her yıl nisan ayında Lâle Festivali düzenlenmektedir.

TüRKiYeMiN PoLiSLeRi

https://www.facebook.com/turkiyemin.polisleri/photos/a.125511837492950.13932.124891537554980/1175623375815119/?type=3&theater

Merhaba polis Amca, ben size Alanya'dan yazıyorum. 5. sınıf öğrencisiyim. İlçemizde düzenlenen Polis Haftası yarışmasına katıldım ve Alanya 1.si oldum. Ben bir polis çocuğuyum. Bu şiiri babam ve tüm şehit polisler için yazdım. Şiirimi yayınlarsanız çok mutlu olurum.

POLİS DENİNCE AKLIMA…
Bir polis çocuğuyum ben!
Babası görevdeyken
Yüreği parçalanan
Küçük bir polis çocuğuyum...

Her yerde şehit veriyoruz
Şırnak’ta Diyarbakır’da
Vatan, millet, bayrak uğruna
Yiğitler veriyoruz, toprağın bağrına.

Haberleri açıp da
Seyretmekten korkuyorum
Her gün yetim kalan kardeşlerimin
Göz yaşından utanıyorum.

Biz zaten hep hasrettik, babalarımıza
Ne bayramımız bayram
Ne de tatilimiz tatildi
Biz polis çocuklarının...

Akşam yemeklerinde
Bir sandalye, boş kalır hep,
Hafta sonu planlarımız
Suya düşer genellikle...

Polis denince aklıma babam...
Polis denince aklıma şehit geliyor
Vatan millet bayrak uğruna
Kan kardeş olmuş yiğitler geliyor aklıma.

Kahramanca can veren
Bayrak için, vatan için
Kendi evlatlarını

n kokusuna doyamadan
Şehadete ermiş yiğitler geliyor, aklıma.

Vatanıma uzatılan hain eller kırılsın!
Ay yıldızlı bayrak hep dalgalansın!
Polis çocukları artık yetim kalmasın!
Anaların yürekleri kan ağlamasın!

Irmak GÜNDOĞDU




piatok 18. marca 2016

Çanakkale Savaşı .... Battle of Gallipoli .....Bitka o Gallipoli



18. marca 1915 o 10:30 začala flotila Dohodových plavidiel vchádzať do úžiny. Kráľovské ná
morníctvo dúfalo, že sa mu podarí prestrieľať si cestu cez Dardanely a dostať sa čo najbližšie k Istambulu. Briti však nepoznali pozíciu mín a časť ich flotily vošla do mínového poľa. 14:00 hod. francúzsky semi-dreadnouth Bouvet narazil na mínu, prevrhol sa a v priebehu dvoch minút sa potopil aj so 600 mužmi na palube. O 16:10 narazili na mínu aj HMS Irresistible a HMS Inflexible. K lodi Irresistible bola na pomoc vyslaná HMS Ocean, tá zobrala zvyšok posádky lode, po tom čo bolo evidentné, že ju nebude možné odtiahnuť preč. Ale okolo 19:00 Ocean narazil na mínu a začal sa potápať O 17:00 hod. kontraadmirál de Robbeck nariadil prerušiť operáciu a stiahnuť sa z prielivu. Celá akcia skončila veľkým neúspechom spojeneckého námorníctva.
 






 On 18 March 1915, the main
 attack was launched. The fleet, comprising 18 battleships with a supporting array of cruisers and destroyers, sought to target the narrowest point of the Dardanelles, where the straits are 1 mile (1.6 km) wide. The French battleship Bouvet was sunk by a mine, causing it to capsize with her crew of over 600 still aboard. Minesweepers manned by civilians, under the constant fire of Ottoman shells, retreated, leaving the minefields largely intact. HMS Irresistible and HMS Inflexible were critically damaged by mines, although there was confusion during the battle about the cause of the damage—some blamed torpedoes. HMS Ocean, sent to rescue the Irresistible, was also damaged by an explosion, and both ships eventually sank. The losses forced de Robeck to sound the "general recall" to save what remained of his force

streda 13. januára 2016

Istanbulum

Today I'm really very sad, as always when i hear about innocent people are dying because of stupid bad terorrist.
But today you really touch my very sensitive point, you touch my beloved Istanbul.
Yes i can say i hate you from deep of my soul. But i have no this emotions i don't know this. But i have somethink more powerful, somethink what you dont know. Somethink what you never live, somethink what you never feel. Somethink what is more powerful than your agresivity, your hatred, your greed.
I have love, i have brave heart, i have empathy i have gratitude , generosity and i have tenacity.
I will never stop use this my beautiful guns against to you. I will always dance..... i will allways sing i will allways hug my friends .... i will always give reason to smile to everyone who i meet.
I know in this beautiful world are so many beautiful people with this amazing treasure, and we all never allow to nobody to steal warm from our hearts and we all will spread our love to everywhere to every nook till the time fire of your hate will disappears
My dear Istanbul, my dear friends all of my love from deep of my heart is with you
I hug you. Im with you .
My condolences my compassion are flying to you.


Bugün gerçekten çok üzgünum aptal kötü teroristler yüzünden masum insanlarin olduğunu duyduğum zamanlardaki gibi. Bugün sen en hassas yerime dokundun sevdiğim Istanbula dokundun. Evet ruhumun derinkiklerinden senden nefret ettigimi soyleyebilirim, fakat benim Boyle duygularim yok boyle seyleri bilmiyorum. Fakat senin bilmediğin daha güçlu şeylere sahibim senin hiçbir zaman yaşamayacağin ve hissetmeyecegin. Senin saldirganliğindan kininden be hirsindan daha güçlü şeylere sahibim. Benim empatim var, minnettarliğim var,comertliğim,azmim,cusur yureğim ve sevgim var. Benim bu güzel silahlarimi sana karsi kullanmakta asla durmayacagim. Daima dans edecegim, daima şarki söyleyeceğim ve daima arkadaslarimi kucaklayacagim... Bu benim tanidiğim butun güzel insanlara gülümsememe sebep olacak. Biliyorum bu güzel dunyada bu güzel hazineye sahip pek çok insan var. We hiçkimsenin kalplerimizdeki sicakliği çalmasina izin vermeyeceğiz.senin nefret atesini yokedinceye kadar bizim sevgimiz heryere yayilacak.
Sevgili Istanbul, sevg ili arkadaslarim kalbimin derinliklerinden gelen tum sevgim sizlerle birlikte.
Sizlerleyim. Sizleri kucakliyorum.T
aziyelerimi sizlere iletiyorum...

sobota 9. januára 2016

Rumelihisarı..... Rumeli Fortress

Rumelihisari (Rumeli Fortress) is located on the European side of the Bosphorus. 
It was  built by Sultan Mehmet II in 1452.The castle was built in preparation for the conquest of Constantinople.It helped  to block any possible attack coming from the Black sea. This beautiful work of architecture was built in a very short span of just 4 months and 16 days and spreads across 16 acres of land.
It includes a small tower, three main towers, watchtowers, a small mosque and a mini-amphitheater.

The fortress was strategically located opposite the Anadolu Hisari on the Asian side.On the Strait was  stopped the passage of foreign ships and the Byzantine empire had prevented any help.

After the extensive restoration work carried out in 1955, Rumelihisari was thrown open to the public as an open-air museum.
The various weapons and cannons that were used in the conquest is possible to see there.Nowadays, there are also concerts being held in the little arena inside the Fortress.İf  you are  tıred  after  climb the hills of Rumeli Fortress,  you can  enjoy   a "grande" Turkish breakfast at Sade Kahve or Kale Hisar. 

 Rumelihisarı (Rumeli Hisarı) Boğaz'ın Avrupa yakasında yer almaktadır.
O 1452 yılında Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır.Kale Konstantinopolis'in fethi hazırlığı için inşa edilmiştir.Boğazdan yabancı gemilerin geçişini durdurmak  ve  Bizans imparatorluğuna gelebilecek herhangi bir yardimi engellemek amacıyla, asyadaki anadolu hisarin karşısına stratejik olarak konumalandırıldı.

Bu güzel mimari  çalışma, 16 dönümlük arazi üzerine 4 ay ve 16 gün gibi  kısa bir sürede inşa edildiHisarda bir  küçük kule, üç ana kule, gözetleme kulesi,  bir cami ve küçük bir  amfitiyatro bulunuyor1955 deki  geniş  restarasyon çalışmadan sonra  Rumelihisarı  halka açık olarak   açık hava müzesine dönüştürüldü.   Fetihte kullanılan çeşitli silahlar ve toplar orada görmek mümkün.Günümüzde, Hisar içinde ki  küçük arenada çeşitli konserler de düzenlenmektedir.
Hisara tırmanıştan sonra  eğer  yorgunsanız ,  Sade Kahvenin  veya Kale Hisarda  "grande" Türk kahvaltının tadını çıkarabilrsiniz.

piatok 8. januára 2016

Altındere Milli Parkı ..... The Altindere National Park


 The Altindere National Park is the best known park in the Black Sea region, and lies to the west of Trabzon in Turkey. The Sumela (Sümela) Monastery is one of the main sites of the Altindere National Park. Also known as Meryemana, because it was dedicated to the Virgin Mary and was the centre of Christianity in the region. The Sumela Monastery is a Greek Orthodox monastery. It also has a very significant place in the history of art. It is thought that the monastery was constructed in the 4th century, although Alexios III, (1349 – 1390) can be named as the real founder. It was extended in the 19th century, at a time when it enjoyed its most popular period. The national park can be reached via the 48 km road connecting Trabzon to Macka

Altındere Milli Parkı, 
Trabzon'un güneyinde Maçka yakınlarındadır. Bu milli parkın içinde, neredeyse bulutların bile üzerinde yer alan muhteşem Sümela Manastırı bulunur. 270 m yükseklikteki bir uçurum fasadında bulunan manastır en görkemli konuma Kommagene Kralı Alexius III. Komnenos döneminde getirilmiştir. III. Alexius'un taç giyme töreni (1349) burada yapılmıştır. Manastırın içinde kütüphane, kilise, rahip odaları, şapel, ayazma ve mutfak bölümleri bulunmaktadır.






štvrtok 7. januára 2016

Yedigöller National Park .... Yedigöller Milli Parkı,

The Yedigöller National Park (Turkish: Yedigöller, "seven lakes") also known as Seven Lakes National Park is located in the northern part of Bolu Province in Turkey. The park is categorized under IUCN II and was established in 1965. The park is best known for the seven lakes formed by landslides and for its profusion of plant life.  







The park is located at an elevation of 900 metres (3,000 ft) in Mengen district in the north of Bolu Province and to the south ofZonguldak in the western Black Sea region.  The park is located between Istanbul and Ankara. Access is from the Yenicaga road, 152 kilometres (94 mi) from the Ankara – Istanbul highway. 














The park also has trekking paths and camps to stay, in the form of tents, caravans, rest houses and bungalows. There are also hot springs in the park, and the ski centers here are well known in Turkey.




Yedigöller Milli Parkı, Batı Karadeniz bölgesinde Bolu ilinin kuzeyinde Zonguldak ilinin güneyinde Düzceilinin doğusunda yer alan Milli Parka Bolu İli Mengen ilçesinden ulaşım mümkündür. Ayrıca Ankara-İstanbulkarayolunun 152inci km'sinden Yeniçağa ve 190 km'sindeki Bolu ilinden kuzeye ayrılan yollarla ulaşılır

Milli Park içinde kampçılık, günübirlik piknik, yürüyüş, fotoğraf çekimi gibi rekreaktif faaliyetler yapılırken konaklama ve yiyecek ihtiyaçları da tesis edilen dinlenme evleri, kır gazinosu ve kantinden karşılanılabilir.

nedeľa 6. decembra 2015

St. Nicolas

Viete že Svatý Mikuláš pochádza z Turecka ?
Do you know that Saint Nicholas came from Turkey?
Saint Nicholas .
 Baba Noel Türkiye'den geldiğini biliyor musunuz?
Biskup Nicholas (tiež známy ako Nikolas z Bari alebo Myry), bol v 4. storočí kresťanským svätcom v oblasti Lycia Myra (teraz Demre. Je patrónom detí a námorníkov. 6.decembrasú je oslavovaný ako Deň svätého Mikuláša. V mnohých krajinách, sú deti v tento deň obdarované sladkosťami. V 1087 taliansky námorníci obchodníci unieslipozostatky do talianskeho mesta Bari. V´daka tomuto transportu výrazne vzrástla povesť Mikuláša aj v Európe a Bari sa stalo pútnické miesto. Nicholas bol slávny jeho veľkorysosťou a dobrosrdečnosťou. Tri mladé chudobné dievčatá zachránil od prostitúcie, kvôli chudobe,tým že im v tajnosti daroval veno a zaplatil náklady manželstva a vychoval tri deti mäsiara, zabitého v slanej vode
Bishop Nicholas ( also known as Nikolas from Bari or Myra), in the region of Lycia Myra (now Demre) was in 4th century christian saint. He is the saint of children and sailors. December 6 is celebrated as St. Nicholas Day. In many countries, children are given gifts on this day. In 1087 italian sailors or merchants took the bones to Italy's Bari kent. This transfer has increased the reputation of Nicolas greatly in Europe and Bari became a pilgrimage center. Nicholas was famous for his generosity and kind-heartedness. Three young poor girls saved from prostitution, because of poverty that the dowry paid the expenses of marriage and raised three children of a butcher killed by saltwater
Piskopos Nikola (Barili Nikola ya da Myralı Nikola olarak da bilinir), Likya'nın Myra yöresinde (günümüzde Demre) yaşamış bir 4. yüzyıl Hristiyanazîzidir. Yunanistan'ın, Rusya'nın, çocukların ve denizcilerin azizidir. 6 Aralık, Aziz Nikola Günü olarak kutlanır. 6 Aralık tarihinde birçok ülkede çocuklara hediyeler verilir. 1087 yılında İtalyan denizciler ya da tüccarlar kemiklerini İtalya'nın Barikentine götürdüler. Bu nakil, Nikola'nın Avrupa'daki ününü büyük oranda artırdı ve Bari bir hac merkezi haline geldi. Nikola, iyi kalpliliği ve cömertliği ile meşhurdu. Yoksulluk nedeniyle fuhuşa sürüklenecek olan üç genç kızın çeyiz masraflarını ödeyip evlendirdiğine ve bir kasap tarafından öldürülüp tuzlu suya basılan üç çocuğu dirilttiğine inanılır

pondelok 5. októbra 2015

Hezarfen Ahmet Celebi


 In the 17th century managed Hezarfen Ahmet Celebi, inspired by the work of Leonardo da Vinci about  flying, done first intercontinental flight using artificial wings from the very top of the Galata Tower (in contemporary Karaköy) and landed in the Doğancılar Square in Üsküdar, with the help of the south-west wind. 









Flight over the Bosphorus was very pleased by the then ruler Sultan Murat IV., Who wanted the young aviator and duly rewarded, but the influence of religious leaders changed their decision and said : “ This is a scary man. He is capable of doing anything he wishes. It is not right to keep such people,"and Ahmet Celebi was deported to Algeria where soon as the 31 year old died.